16 Ekim 2008 Perşembe

Tarım Orkam -Sen: "ormanı sevmek ormanı kurtarmıyor"

Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen), ormanlara yönelik ilginin genellikle "sevgiyle" sınırlı kaldığına işaret ederek, "ne yazık ki, çoğunlukla sevgiyle sınırlı kalan bu eğilim ormanlara zarar veren yaklaşımların önlenmesine yeterli olmuyor" uyarısında bulundu.


Tarım Orkam-Sen, AKP'nin anayasal düzenlemelerinin ise ormanlara onarılamaz şekilde zarar ...

Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen), ormanlara yönelik ilginin genellikle "sevgiyle" sınırlı kaldığına işaret ederek, "ne yazık ki, çoğunlukla sevgiyle sınırlı kalan bu eğilim ormanlara zarar veren yaklaşımların önlenmesine yeterli olmuyor" uyarısında bulundu.
Tarım Orkam-Sen, AKP'nin anayasal düzenlemelerinin ise ormanlara onarılamaz şekilde zarar vereceğini savundu.


Tarım Orkam-Sen'den yapılan açıklamada, Türkiye'nin ormancılık alanında 220 milyon dönümlük alanı kapsayan ormanları ile şanslı bir ülke olduğuna dikkat çekilerek, ormancılık konusunda orman alanlarının kamu yararına yönetilmesi konusunda altyapının da son 150 yılda oluştuğu belirtildi.

Açıklamada, "Toplumun farklı sınıf ve katmanlarının ormanlara yönelik ilgisi tüm ülkelerde giderek hem yoğunlaşıyor hem de çeşitleniyor. Ancak, ne yazık ki, çoğunlukla sevgiyle sınırlı kalan bu eğilim ormanlara zarar veren yaklaşımların önlenmesine yeterli olmuyor" denildi.

Gelişmekte olan ülkelerde orman alanlarının ormancılık dışında kullandırıldığına dikkat çekilen açıklamada, bu konuda birçok yöntemin de izlendiği belirtildi.

-"AKP İKTİDARININ DÜZENLEMELERİ ONARILMAZ YANGINLARA SEBEP OLUYOR"-

Devlet ormanı sayılan alanların anayasaya karşı hileli yollarla özelleştirildiği savunulan açıklamada, "Karar süreçleri daha da antidemokratikleştirilmektedir. Göstermelik proje ve eylem planlarıyla kamu kaynakları savurganca tüketilmektedir" uyarısında bulunuldu.

Açıklamada, AKP iktidarının öngördüğü anayasal ve yasal düzenlemelerin öngörüldüğü gibi gerçekleşmesi halinde ise ormanlardaki ve ormancılıktaki "yangınların" onarılamayacak "yıkımlara" yol açacağı vurgulanarak, "Yurttaşlarımızın, siyasal iktidarın, önümüzdeki günlerde gündeme getirebileceği her türlü hukuksal ve kurumsal düzenlemeyi yakından izlemesi, kamuya, bu kapsamda da ormanlarımıza zarar verebilecek her türlü düzenlemeyi engelleyebilecek demokratik çabalara girmesi yaşamsal önem taşımaktadır" denildi

19 Eylül 2008 Cuma

Nesli tükenen bitkiler yeniden bulundu

Erciyes Dağı'nda 1900'lü yılların başında keşfedilen ancak daha sonra izine rastlanmadığı için yok olduğu sanılan bitki türlerinin yeniden bulunduğu bildirildi.Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cem Vural, fotoğraf sanatçısı Nihat Karakaya ile birlikte yürüttüğü çalışmalarla uzun yıllardır kayıp olan ve nesillerinin tükendiği sanılan bitki türlerini yeniden bularak fotoğrafladıklarını söyledi.
Yrd. Doç. Dr. Cem Vural, Erciyes Dağı'na özgü 11 bitki türünün bulunduğunu ve 45 bitki türünün ise çeşitli bilim adamlarınca ilk kez buradan toplanarak tanımlandığını belirtti.
Vural, şöyle devam etti:
"1996 yılından bu yana Erciyes Dağı'nda bitki türleri üzerine araştırmalar yapıyoruz. 1898-1910 yıllarından sonra izine rastlanılmamış, 2400-2900 metre rakımda yetişen asyneuma trichostegium (tavşan ekmeği), ve 2000-2700 metrede yetişen hieracium argaeum (Erciyes şahin otu) türlerini yeniden bulduk ve fotoğrafladık. 3000 metre rakımda astragalus argaeus (Erciyes geveni) türü ise benim gibi botanikçi olan Erciyes Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ahmet Aksoy ve Prof Dr. Ergin Hamzaoğlu tarafından yeniden bulundu. Bir bakla türünü ise tüm uğraşlarımıza rağmen hala bulamadık. Bu türün, aşırı otlatma sebebi ile çiçeklenemediği için tohum veremediğini tahmin etmekteyiz."
Bu türlerin son yıllara kadar aşırı otlatma ve doğal kaynakları n bilinçsiz kullanımı sonucunda neredeyse kaybolma noktasına geldiğine değinen Vural, "Benzer şekilde diğer bitki türlerinin de yok olmaması için bir an önce tedbir alınmalı. Doğal kaynaklarımız en büyük sermayemizdir. Bir yandan kullanırken, geleceğimiz için korumayı da ihmal etmemeliyiz. Doğal kaynakların sü rdürülebilir kullanımı insanlığın var olma anahtarıdır" dedi.
Erciyes Üniversitesi olarak Avrupa Birliği destekli, Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD) tarafından yürütülen "Türkiye'nin önemli bitki alanlarında gönüllü iletişim ağı: ÖBANET" projesi çerçevesinde, Erciyes Dağı Önemli Bitki Alanları (ÖBA) koordinatörlüğünü de üstlenen Cem Vural, bu proje sayesinde yöredeki halkın ve yerel yönetimlerin Erciyes Dağı'nın bitki zenginliği konusunda bilinçlendirileceğini kaydetti. Vural, ayrıca her kesimden insanları projeye gönüllü katkı sağlamaya, Erciyes Dağı doğası hakkındaki bilgi, öneri ve gözlemlerini ÖBANET ile paylaşmaya davet ettiğini kaydetti.
Erciyes Dağı'nda 1171 adet bitki çeşidi bulunduğunu bunların 195 tanesinin nadir bulunan endemik türlerden oluştuğunu, 11 tanesinin de Dünya üzerinde sadece Erciyes Dağı'nda bulunduğunu belirten Vural, şöyle konuştu:
"Ayrıca 16 bitki türü adını Erciyes Dağı'ndan almışt ır. Türkiye'de çalışma yapılan benzer alanlar içerisinde en zengin bitki çeşitliliği Erciyes Dağı'nda görülmekte. Biz bu zenginliklerimizin hem kent olarak hem de ülke olarak farkında olmalıyız. Bu bitki türlerinin yok olmasını önlemeliyiz."
Adını Erciyes Dağı'ndan alan ve bu dağda yetişen bitkilerin isimleri şöyle: silene argaea (Erciyes gıvışkanı), herniaria argaea (Erciyes kırıkotu), astragalus argaeus (Erciyes geveni), onobrychis argaea (Erciyes korungası), vicia canescens subsp.argaea (Erciyes baklası), potentilla argaea (Erciyes beşparmakotu), heracleum argaeum (Erciyes tavşancılı), senecio hypochionaeus var.argaea (Erciyes kanaryaotu), anthemis cretica subsp.argaea (Erciyes papatyası), hieracium argaeum (Erciyes farekulağı), camponula argaea (Erciyes çanı, Erciyes çançiçeği), thymus argaeus (Erciyes kekiği), helictotrichon argaeum (Erciyes parlakyulafı), veronica erciyasdagi (Erciyes yermenekşesi), festuca woronowii subsp. argaea (Erciyes yumakotu), bellardiochloa argaea (Erciyes kurtotu)
Yine Erciyes Dağı'nda yetişen ve adında Kayseri kelimesi bulunan 7 bitki türü bulunuyor. Bu bitkilerin isimleri de şöyle: Silene caesarea (Kayseri gıvışkanı), vicia caesarea (Kayseri baklası), cousina caesarea (Kayseri devedikeni), nepeta caesarea (Kayseri kedilalesi), acanthalimon caesareum (Kayseri kardikeni)

14 Eylül 2008 Pazar

Kuru incir piyasayı kilitledi

Kuru incirde 3 Ekim'de başlayacak ihracat sezonu öncesi fiyatların yüksek seyretmesi nedeniyle Avrupalı alıcılar bağlantı yapmaktan kaçınıyor.Piyasanın en yoğun olması gereken dönemde kilitlenmesi üzerine üretici birlikleri ve ziraat odaları, üreticiye 'Malını pazara indir' çağrısı yaptı.

Türkiye'nin en yüksek katma değere sahip tarım ürünleri arasına giren kuru incirde üretici, geçen sezon fiyatların son anda yükselmesi nedeniyle bu yıl da aynı beklenti içine girdi. TARİŞ, baz üründe kilogram fiyatını 4,3 YTL açıkladı, ihracatçı 4 YTL teklif etti, ancak üretici 5 YTL'nin altında ürün vermek istemiyor. Fiyat restleşmesi nedeniyle sezonun en yoğun olduğu dönemde Aydın ve İzmir'de bir çok incir işletmeleri kapılarını açamadı. İhracatçılar duruma tepki gösterirken üretici birlikleri ve ziraat odaları da aynı görüşü belirterek üreticiye çağrıda bulundu.

AA muhabirine açıklamalarda bulunan TARİŞ İncir Birliği Başkanı Hüseyin Karazor, ağaçtan toplanan ürünlerin kurutma işlemlerinin devam ettiğini, ihracat için yüklemelerin başlayacağını buna rağmen ihracat bağlantılarının henüz yapılamadığını belirtti.

İhracatçının fiyatı yüksek bulması nedeniyle piyasaya girmediğini, bu nedenle fiyatın oluşmadığını belirten Karazor, ihracatçının alım yapmak üzere gelen Avrupalı firmalara, risk altına girmemek amacıyla yüksek fiyatlar vermek zorunda kaldığını söyledi.

Avrupalı alıcıların verilen fiyatın yüksekliğine tepki göstererek bağlantı yapmadığını kaydeden Karazor, şunları söyledi:

''Üretici kuru incirde baz fiyat olarak kilogramını 5 YTL'den aşağı vermek istemiyor. İhracatçı ise 4 YTL'nin üzerine çıkmayacağını söylüyor. Bir restleşme var. Bu nedenle piyasa oluşamıyor. Bu durumun üreticiden alıp ihracatçıya mal satan bazı depocular ve aracıların spekülasyonundan kaynaklandığını tahmin ediyoruz. Önceki yıllarda bağlantılar Haziran-Temmuz aylarından yapılmaya başlanırdı. Geçen yıl kuraklık nedeniyle fiyatların son anda yükselmesi bağlantılarını erken yapanları zarara soktu. Bu nedenle herkes sonuna kadar bekleme kararı aldı. Bunun de etkisiyle piyasa henüz oluşamıyor.''

Birlik olarak 4,3 YTL baz fiyat açıkladıklarını belirten Karazor, şu ana kadar ihracat bağlantısı yapamadıklarını, irtibata geçtikleri bir kaç firmaya da ''beklemede kalmalarını rica ettiklerini'' dile getirdi.

Karazor, 3 Ekim'de yola çıkacak ilk gemide beklenen oranda ihracatın olmaması halinde bunun fiyatlar üzerinde baskı yaratacağını kaydederek, ''İlk gemide gitmesi gerekirken burada kalan her kilogram incir, fiyat üzerine baskı yapar'' dedi.

-EN PAHALI KURU MEYVE-

Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Menaşe Gabay, ihracat işletmelerinin sezonun en yoğun dönemini geçirmesi gereken bu günlerde işe henüz başlayamadığını ifade etti.

Geçen yıl kuru incirde fiyatların 20 yıllık ortalama olan 1.20 dolardan 3.50 cent'e kadar çıktığını, bu yıl da ihracatçının bu seviyede fiyat verdiğini, TARİŞ'in belirlediği fiyatın altında kalmadığını kaydeden Gabay, şunları söyledi:

''Ancak üretici kilogram başına 5 YTL'nin altında fiyat vermiyor. Bu fiyatlarla ihracat yapabilmek mümkün değil. Hiç kimse bağlantı yapamadı. Herkes bekliyor ancak ilk yükleme tarihi yaklaşıyor. Bu zamana kadar bağlantı ve hazırlıkların yapılamaması ilk geminin ancak yüzde 20 dolulukla yola çıkabileceğini gösteriyor. Bundan sonrası için de fiyatın ne olacağını bilemediğimiz için bağlantı yapmamayı tercih ediyoruz.

Fiyatın yüksekliğine tepki gösteren Avrupalı alıcı, alternatif ürünlere kayabilir. Çünkü kuru incir dünyanın en pahalı kuru meyvesi oldu. Bizim en büyük pazarlarımız Fransa, İtalya ve Almanya'daki marketler. İlk geminin boş gitmesi bu marketlerdeki raflara mal gitmemesi demektir. Bu rafları başka ürünlere kaptırırsak bir daha geri almamız çok zor. Şu anda maalesef incir, Avrupa marketlerindeki yerini kaybetmek üzere.''

-''ÜRETİCİ YANLIŞ YAPIYOR''

Aydın Ziraat Odası Başkanı Rıza Posacı da üreticilerin inciri elinde tutmakla yanlış yaptığını söyledi.

Türkiye'den incir alan Avrupalı firmaların siparişlerini büyük oranda düşüreceklerini bildirdiklerini aktaran Posacı, ''20-25 konteyner mal alan bir üretici bu yıl 3-4 konteynere düşecek. Bu ortamda malını elde tutan üretici büyük zarar edecek. Geçen yıl kuraklıktan en çok etkilenen incir üreticileri son anda yüksek fiyatta ürünü satınca moral buldu. Ama bu sene aynı beklenti içinde olmaları çok büyük hata. Bir an önce inciri ellerinden çıkarmaları gerekiyor. İncirin hasat dönemi sınırlı bunu düşünmeleri gerekiyor'' diye konuştu.

Aydın'ın önde gelen incir işletmecilerinden Melih Akça ise Avrupalı alıcının geçen yıl yüksek fiyattan incir alması nedeniyle bu yıl bağlantı yapma konusunda istekli olmadığını, bağlantı sezonunun neredeyse kapanmaya başladığı bu günlerde daha incir işleyemediklerini söyledi.

Kuru incirde geçen yıl 30 bin 200 ton ürün, kilogram başına ortalama 4.9 dolar fiyatla ihraç edildi ve 150 milyon dolar gelir elde edildi.

Kavun ve karpuz tarlada çürüdü

Sezon başında yüksek fiyatla üreticisinin yüzünü güldüren kavun, karpuz aşırı sıcaklar ve hasat sonu düşen fiyatları nedeniyle tarlada kaldı. En kaliteli kavun, karpuzun kilosu 5 Ykr’a kadar düştü. Üreticiler masrafları karşılamadığı için ürünlerini tarladan kaldırmadı.Yatağan Ziraat Odası Başkanı Şenyüz Buğday, Yatağan'da bu yıl yaklaşık 200 dönüm alanda kavun ve karpuz yetiştirildiğini, ancak çoğu üreticinin sezonun sonundaki iklim şartları ve fiyat dengesizliği nedeniyle zarar ettiğini söyledi.

20 yıldır Muğla'nın Bahçeyaka köyünde kavun karpuz yetiştiren 55 yaşındaki Mustafa Can, bu yıl kavun ve karpuzu satamadıklarını söyledi. Can şöyle konuştu:
''Ürünlerimiz bu yıl tarlada çürümeye kaldı ve çok büyük zarar ettik. Kavun ve karpuzu şuanda tarlada 5 Ykr'ye satamıyoruz. Benim 10 dönüm tarlamda kavun ve karpuz ekili idi. Fakat satamadım. Ürünleri meydana getirmek için üç defa su verdik bin YTL masraf ettik fakat ürünler elimizde kaldı. Yine zarar ettik biz artık halk olarak ekimden soğuduk ve bundan sonraki yıllarda tarlalarımıza kavun ve karpuz ekmeyeceğiz''

Fiyatı dibe vuran fındığa isyan

Fındık fiyatları dibe vurdu. Bir yıl boyunca hasadı iple çeken üretici şaşkın. Serbest piyasada fındık, maliyetinin bile çok altında işlem görüyor. İşte son fiyatlar:Giresun Ziraat Odası Başkanı Özer Akbaşlı, Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin (FİSKOBİRLİK) olmadığı bir piyasada, fındık fiyatlarının dibe vurduğunu savunarak, bu sezon bunu yaşayarak görmenin büyük üzüntüsü içinde olduklarını söyledi.

Akbaşlı, yaptığı açıklamada, birliğin son yıllarda yaşadığı kaynak sıkıntısı nedeniyle yapmış olduğu alımlar karşılığında üreticiye borçlandığını ve hala bunu ödemenin mücadelesini yaptığını belirtti.

Birliğin son olarak 2005 yılında ürün alım fiyatı açıkladığını, bundan sonra fiyat açıklayamadığını ve iktidar partisi tarafından fındık alımları için görevlendirilen Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) adına alım yaptığını ifade eden Akbaşlı, ''Ancak 2008 ürünü fındık alımında FİSKOBİRLİK'e görev verilmedi. TMO alımlarda ağır davranıyor. Bu nedenle piyasada üretici adına olumsuz bir tablo oluştu. FİSKOBİRLİK'in olmadığı bir piyasada fındık fiyatlarının dibe vurduğunu bu sezon yaşayarak görmenin büyük üzüntüsü içindeyiz'' dedi.

Piyasalarda fındık fiyatının oluşumunda, ürünün pazara fazla miktarda indiği Eylül ve Ekim aylarının hassas aylar olduğunu kaydeden Akbaşlı, şunları söyledi:

''Söz konusu bu aylarda ürün pazara fazla miktarda inerse ve alımlar için görevlendirilen kurum yavaş davranırsa burada üretici mağdur, tüccar ise mutlu olur. Bu sezon ne yazık ki bunları yaşıyoruz. Gurbetçilerin geriye dönmeleri, okulların açılması ve Ramazan ihtiyacının karşılanması dolayısıyla yeni ürün fındıktan serbest piyasaya 150 bin ton ürünün indiğini tahmin ediyoruz. Serbest piyasaya bu kadar fındık inerken TMO'nun aldığı ürünün miktarı 14 bin tonda kalıyor.''

Akbaşlı, 2008 ürünü fındığın kilogramının maliyetinin, ilgili kurum ve kuruluşlarca 3,54 YTL olarak belirlendiğini belirterek, ''Ancak bunu birileri Tarım ve Köyişleri Bakanına 2 YTL olarak fısıldadı. Bunun için fındık alım fiyatı brüt 4 YTL olarak açıklandı. Serbest piyasada Giresun kalite tombul fındık 2,70 YTL, sivri ve kara fındık ise 1,50 YTL'den işlem görüyor. Üretici ürününü maliyetinin yarı fiyatına satmak zorunda kalıyor. Bu ne Türk fındığına ne de Türk fındık üreticisine reva değildir'' diye konuştu.

-TMO'NUN ÜRÜN ALIMLARI-

Akbaşlı, 2008 ürünü fındık alımlarında TMO'nun 'alım için değil, sanki almamak için' görevlendirildiğini iddia ederek, şöyle konuştu:

''TMO, adeta ürün almamak için elinden geleni yapıyor. TMO 'randıman düşük ve ürün yaş' gibi çeşitli gerekçelerle üreticiyi tüccara yönlendiriliyor. Bunun yanı sıra TMO'nun ürün alımlarında yavaş davranması nedeniyle serbest piyasada fındık fiyatı, maliyetinin oldukça altında bir rakamdan işlem görüyor. Burada sadece üretici değil, ülke de kaybediyor. Fındık piyasalarındaki bu olumsuz tablo düzeltilmediği takdirde Türkiye'nin fındık ihracatından 1 milyar 500 milyon doları aşkın olan geliri, bu yıl 1 milyar doların altına düşecektir.''

Akbaşlı, günde 5 bin ton ürün alım kapasitesi bulunan FİSKOBİRLİK'in ürün alımlarında görevlendirilmesi ve TMO ile birlikte bir kaç hafta, günde ortalama 5-6 bin ton ürün alımı gerçekleştirmesi halinde, serbest piyasada fındık fiyatlarının TMO'nun uyguladığı 4 YTL'lik alım fiyatının üzerine çıkacağını da sözlerine ekledi.

06 Eylül 2008 Cumartesi

Tarımsal üretimde artış bekleniyor

Kuraklık ve küresel ısınmanın etkisiyle geçen yıl önemli ölçüde azalan tarımsal üretimde bu yıl artış bekleniyor. 2008’de meyve üretiminde yüzde 9.8, sebze üretiminde ise yüzde 5.6, tahıl ürünlerinde ise yüzde 0.2 artış bekleniyor.

Türkiye, tarımsal üretimde geçen yıl ciddi ölçüde kayıp yaşadı. Kuraklık ve küresel ısınmanın vurduğu 2007 üretimi, tahıl ürünlerinde yüzde 15.5, meyve üretiminde yüzde 4.3, sebze üretiminde ise yüzde 0.7 azalmayla sonuçlandı. Buğday üretimi, bir önceki yıla göre yaklaşık 3 milyon ton düşerken, çiftçilerin kaybının 5 milyar YTL’yi bulduğu resmi açıklamalarla duyuruldu.

Türkiye istatistik kurumu’nun 2008 bitkisel üretimine ilişkin ilk verileri ise bu yıl üretimde önemli bir iyileşme tahminini ortaya koydu. Tahminlere göre bu yıl meyvelerde yüzde 9.8, sebzelerde yüzde 5.6 ve tahıl ürünlerinde de yüzde 0.2 üretim artışı olacak.

Tarımla ilgili kuruluşların kayıtlarından derlenen verilere göre tahıl üretiminin 29.3, sebze üretiminin 27.1 ve meyve üretiminin de 15.8 milyon ton olması bekleniyor.

Geçen yıl üç milyon tona yakın azalan buğday üretiminin yüzde 3.4 artarak 17.8 milyon olması beklenirken tahıl grubunda sadece arpa üretiminin azalması bekleniyor.

Her biri 350 işçiye bedel

Pamuk işçilerinin işini elinden alınan makinelerin fiyatı 300 bin Dolar'a kadar çıkıyor. ''Pamuk diyarı'' Çukurova çiftçisinin 2-3 yıl öncesine kadar tamamen yabancı olduğu pamuk toplama makinelerinin sayısı hızla artıyor. Zaman ve işgücü tasarrufu yanında elle toplama aşamasında yabancı maddelerin karışmasıyla oluşan kalite kaybının yarattığı olumsuzluğu da ortadan kaldıran makinelerden her biri, 350 tarım işçinin bir günde yaptığı hasadı erçekleştirebiliyor.

Çukurova Pamuk, Yerfıstığı ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (ÇUKOBİRLİK) Yönetim Kurulu Başkanı Hamza Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünya genelinde 76 ülkede üretimi yapılan pamuğun stratejik öneme sahip bitki olduğunu söyledi.Pamuk üretiminde iklim koşulları, sulama ve gübrelemedeki yanlışlıklar, pamuk kozası üzerinde afid ve beyaz sinek gibi zararlılar üremesiyle lifte yapışkan madde oluşumunun kalite kaybına neden olduğunu belirten Öztürk, hasat sırasında ürüne yabancı maddelerin karışmasının da bu sorunu artırdığını ifade etti.Öztürk, pamukta kalite kaybının önlenmesi için hasat dönemine kadar geçen süreyle ilgili olarak üreticilerin bilgilendirildiğini belirterek, ''Kütlünün toplama sırasında eski gübre çuvallarına doldurulması ve bu çuvallardan kütlüye her türlü naylon, plastik, polipropilen, yaprak, sap ve toz gibi maddelerin karışmasını önlemek üzere üreticilere saf pamuk ipliğiyle dokunan binlerce çuval gönderildi'' dedi.

Pamuğun toplanması ve taşınması aşamasında geçen sürelerde gerekli özenin gösterilmemesinin tekstil sektörü açısından sıkıntı yarattığını anlatan Öztürk, şöyle konuştu:''Bu sıkıntıyı ortadan kaldırmak üzere ithal pamuk toplama makinelerinin kullanımının yaygınlaştırılması için çiftçilere yönelik geçmiş yıllarda başlattığımız bilgilendirme seminerlerini sürdürdük. Bu konuda da ciddi gelişme sağlandı ve gelişen teknoloji sayesinde üretilen pamuk toplama makineleri ile hasat hayli yaygınlaştı. Türkiye'de sayısı 220 civarında olan pamuk toplama makinesinin 84 tanesi Çukurova yöresinde kullanılıyor.''Bir makinenin 350 tarım işçisinin 70-80 dekar alanda bir günde yapacağı hasadı gerçekleştirebildiğini ve 35-40 ton ürün toplayabildiğini belirten Öztürk, yenisinin fiyatının 240 ile 290 bin dolar, ikinci el olanların da 120 bin ile 160 bin dolardan satıldığını söyledi.Öztürk, bazı çiftçilerin fiyatı yüksek olduğu için bu makineden alamadığını belirterek, alabilen üreticilerin ise kendi tarlalarındaki hasadın yanı sıra başka tarlalarda hasat yaparak para kazanma şansı bulduklarını ifade etti.Öztürk, geçen yıl Çukurova'daki pamuğun yüzde 90, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde de yaklaşık yüzde 60'ının makineyle hasat edildiğini anımsatarak, ''Bu yıl Çukurova'daki pamuğun yüzde 100'ünün makineyle hasat edilmesi bekleniyor. Böylece elle hasat dönemi tamamen ortadan kalkmış olacak.

Sistemin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde de yaygınlaşmasına çaba gösteriyoruz'' diye konuştu.Makineyle hasat edilen pamuğun kooperatiflerde sıra bekletilmeden alınarak depolara aktarıldığını ifade eden Öztürk, elle yapılana oranla daha ekonomik ve ucuza mal olan hasadın 3-4 gün gibi kısa bir sürede bitirildiğini kaydetti.Öte yandan Öztürk, 873 ton ürün alımı gerçekleştirdiklerini, sulu alanlarda hasadın başlamasıyla birlikte avans alım fiyatının belirleneceğini bildirdi.